Kız çocuklarının sünneti, yani çocuklukta cinsel organlarının bir kısmının kesilmesi, İran'ın bazı bölgelerinde hâlâ uygulanıyor. Bu gelenek, ülkenin batı ve güneyindeki birkaç ilin köylerinde ve geleneksel topluluklarında yaşamaya devam ediyor ve her yıl bir grup küçük kız çocuğunu ömür boyu sürecek fiziksel ve psikolojik hasarla bırakıyor. Buna rağmen konu, kendilerini bu bölgelerdeki kadınların sesi olarak tanıtan pek çok aktivist ve gazetecinin söyleminde neredeyse hiç yer almıyor.
İran'da kadın sünnetinin boyutu
Bu gelenekle ilgili en kapsamlı veriler, İranlı-İngiliz antropolog Kameel Ahmady'nin saha araştırmasından geliyor. Ahmady ve meslektaşları 2015'te yayımlanan bir araştırmada yaklaşık 4.000 kişiyle görüştü. Bu araştırmaya göre kadın sünneti oranı Hürmüzgan ilinde yaklaşık yüzde 60, Batı Azerbaycan'da yüzde 21, Kirmanşah'ta yüzde 18 ve Kürdistan'da yüzde 16 idi.
Ahmady'ye göre bu geleneğin Kürdistan'daki yaygınlığı tek tip değil ve bölgeden bölgeye büyük farklılık gösteriyor; daha çok köylerde ve bazı geleneksel topluluklarda görülüyor, şehirlerde ise daha az. Ahmady'nin 2021'deki takip raporu, geleneğin genç kuşakta azaldığını ancak bazı bölgelerde hâlâ yaygın olduğunu gösterdi.
Bu araştırmanın bedeli Ahmady için ağır oldu. 2019'da İran'da gözaltına alındı, hapis cezasına çarptırıldı ve sonunda ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. İslam Cumhuriyeti, bu suçu ortaya çıkaran araştırmacıyı cezalandırdı; eline bıçak alıp küçük kız çocuklarını sakatlayanları değil.
Var olmayan bir yasa
İslam Cumhuriyeti'nin yasalarında kız çocuklarının sünnetine dair açık bir yasak bulunmuyor. Başörtüsünden dışarı çıkan bir tutam saç yüzünden kadınları gözaltına alıp mahkemeye çıkaran bir yönetim, kız çocuklarının bedenini bu gelenekten korumak için net bir yasa çıkarmadı. Bu kayıtsızlık tesadüf değil: İslam Cumhuriyeti kadın bedenine korunması gereken bir hak olarak değil, bir kontrol aracı olarak bakıyor.
Seçici sessizlik
DİAR analistlerinin değerlendirmesine göre sorun yalnızca yönetimin sessizliği değil. Yurt dışındaki medyada kendilerini Kürdistan'ın sesi ve "Kadın, yaşam, özgürlük" sloganının savunucusu olarak tanıtan bazı gazeteci ve aktivistler, sözünü ettikleri bölgelerdeki kadın sünnetine dair bugüne kadar ciddi bir haber yayımlamadı. Aynı sessizlik, kendilerini kadın özgürlüğünün savunucusu olarak tanıtan bazı diğer tanınmış isimlerde de görülüyor.
DİAR analistlerinin değerlendirmesine göre bu sessizliğin nedenlerinden biri, bu aktivistlerin bir kısmının aynı topluluklarda tabanı bulunan ve taraftarlarının geleneksel adetleriyle karşı karşıya gelmek istemeyen parti ve gruplarla bağları. Kadın haklarının savunusu siyasi ve grupsal hesaplara bağlandığında, en çok risk altındaki kız çocukları sessiz kalıyor.
Bu seçici sessizliğin açık bir sonucu var. Kadın hakları ya evrenseldir ya da değildir. Zorunlu başörtüsü baskısından söz edip evde gelenek adına sakatlanan kız çocukları hakkında susmak mümkün değil. İranlı kadınların savunusu yalnızca bir siyasi grubun çıkarlarına uyan konularla sınırlı kalırsa itibarını yitirir.
Kadın sünneti ve İran'ın geleceği
Kız çocuklarının sünneti, İran'da sınırlı topluluklarda süregelen bir gelenektir ve bir bölgenin halkına mal edilmemelidir; kurbanları İranlı kız çocuklarıdır ve aynı bölgelerdeki pek çok yurttaş da buna karşıdır. Geleneğin genç kuşakta azalması, bilinçlendirme ve eğitimin işe yaradığını gösteriyor.
Özgür İran'ın, kız çocuklarının sünnetini suç olarak tanıyan, kurbanlara tıbbi ve psikolojik destek sağlayan ve etkilenen bölgelerde ailelerin eğitimini halk sağlığı önceliği hâline getiren net bir yasaya ihtiyacı var. İran'ın ulusal devrimi tüm İranlıların özgürlüğü içindir; Hürmüzgan'da ya da Kürdistan'da bir köydeki kız çocuğunun özgürlüğü de bunun dışında değildir.
Kameel Ahmady'nin araştırmasına göre kadın sünneti oranı Hürmüzgan'da yaklaşık yüzde 60, Batı Azerbaycan, Kirmanşah ve Kürdistan'da ise yüzde 16 ile 21 arasındaydı.

Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz.