Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Pazartesi 19 Ekim 2026'daki Tahran ziyareti, Moskova'nın kendisini İslam Cumhuriyeti'nin ABD ve İsrail karşısında arabulucusu ve destekçisi gördüğü mesajıyla birlikte geldi. Lavrov, Abbas Arakçi ile görüşmesinde Rus uzmanların Buşehr santraline kademeli dönüşünden ve İslamabad mutabakat muhtırasına verdiği destekten söz etti. Ancak İran-Rusya ilişkilerinin tarihi, bu ziyaretin bir kez daha öne çıkardığı bir örüntüyü gösteriyor: koşullu destek, siyasi istismar ve nihayetinde daha büyük çıkarlar söz konusu olduğunda müttefikleri bir kenara atma.
Lavrov'un Tahran ziyareti, savaştan sonraki ilk ziyaretiydi ve ilan edilen amacı geniş çaplı savaşın geri dönmesini önlemekti. Asıl soru ise İslam Cumhuriyeti'nin, müttefiklerini pazarlık aracı olarak gördüğünü defalarca göstermiş bir güce ne kadar dayanabileceğidir.
1945 ve 1946'nın dersi: Azerbaycan ve Mahabad
Bu örüntünün en açık örneği, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki yıllara uzanıyor. İran'ın kuzeyini işgal altında tutan Sovyetler Birliği, Caferi Pişeveri liderliğindeki «Azerbaycan Demokrat Fırkası»nı ve Kazi Muhammed liderliğindeki «Mahabad Cumhuriyeti»ni destekledi; Kızıl Ordu'nun şemsiyesi olmadan oluşamayacak iki ayrılıkçı hareket. Tahran'daki Tudeh Partisi de Moskova ile uyum içinde hareket ediyordu.
Ancak Birleşmiş Milletler'de ABD ve İngiltere'nin baskısı artınca ve Ahmed Kavam hükümeti kuzeyde petrol imtiyazı vaadiyle Moskova ile müzakereye girince, Josef Stalin güçlerini Mayıs 1946'da İran'dan çekti. İran ordusu aynı yılın Aralık ayında Azerbaycan'a döndü, Pişeveri Sovyetler Birliği'ne kaçtı ve ertesi yıl hâlâ soru işaretleri bırakan bir olayda hayatını kaybetti; Kazi Muhammed ise Mart 1947'de idam edildi. Tarihçilerin aktardığına göre Stalin'in aynı günlerde Pişeveri'ye yazdığı mektup, Moskova'nın o hareketi her şeyden önce Tahran'dan taviz koparmak için bir kaldıraç olarak gördüğünü ve amacına ulaştıktan sonra ona artık ihtiyaç duymadığını gösteriyor.
Bu deneyim yalnızca bir örnektir. İran, daha önce 19. yüzyıl savaşlarında ve Gülistan ile Türkmençay antlaşmalarıyla, yayılmacı bir güce komşu olmanın ağır bedelini ödemişti.
Savunma taahhüdü içermeyen stratejik pakt
Bugün İslam Cumhuriyeti dış politikasını büyük ölçüde Moskova ile uyumlu hâle getirmiş durumda: Ocak 2025'te imzalanan Kapsamlı Stratejik Ortaklık Antlaşması, yaptırımlar gölgesinde askerî ve ekonomik iş birliği ve Rusya'nın Güvenlik Konseyi'ndeki veto hakkına dayanma. Buna rağmen o antlaşma karşılıklı savunma taahhüdü içermiyordu ve son savaşta Rusya'nın Tahran'a yardımı sınırlı kaldı; öyle ki Donald Trump, Rusya'nın İslam Cumhuriyeti'ne pek yardım etmediğini söyledi ve ABD İslam Cumhuriyeti konusunda Moskova ile de müzakere ediyor.
DIAR analistlerinin değerlendirmesine göre Rusya, ister Sovyetler Birliği ister bugünkü federasyon olsun, ulusal çıkarlarını her ittifakın önüne koyuyor. Tahran'a destek maliyeti yararından fazla olursa, ister Batı ile görüşmelerde, ister Basra Körfezi'nin Arap ülkeleriyle ilişkilerin düzenlenmesinde, ister Ukrayna savaşının denklemlerinde olsun, aynı geri çekilme örüntüsünün tekrarlanması beklenmedik olmaz.
Eşitsiz bir ilişki ve İslam Cumhuriyeti'nin yalnızlığı
Bu döngü, dengesiz bir ilişkinin mantıksal sonucudur. Zayıf taraf güvenlik ve diplomatik destek umuduyla stratejik bağımsızlığını feda eder, güçlü taraf da pazarlık için tam da bu bağımlılıktan yararlanır. Yıllarca «Ne Doğu, ne Batı» sloganını atan bir hükümet, şimdi en büyük müttefikinin bile onu kurtarmaktan çok kendi çıkarlarını düşündüğü bir konumdadır.
İslam Cumhuriyeti'nin yalnızlığı, tek bir diplomatik ziyaretle örtülemeyecek kadar derindir. İranlılar için Pişeveri ve Kazi Muhammed'in dersi iki yönlüdür: hem geleceğini Moskova'nın kararlarına bağlayanların akıbetine dair bir uyarı, hem de İran'ın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü ancak kendi halkının desteğine dayanan ulusal bir hükümetin koruyabileceğinin hatırlatması.

Rusya, müttefiklerini yalnızca kendisine yarar sağladıkları sürece desteklediğini defalarca gösterdi.

Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz.